top of page
ıg texts (1).png

Ben Başka Biri Oldum!

11 Eyl
3 dakikada okunur

Şimdi diyeceksiniz ki hayırdır inşallah o da ne demek. Sanmayın ki öyle anne oldum içime ışıklar doldu, dışıma zırhlar giyildi diye romantik romantik zırvalayacağım. 

Ancak ne olduysa, tam olarak ben anne olurken, yani doğurduktan hemen sonra oldu.


Olanların maalesef ne benimle, ne doğumla, ne de canım bebeğimle hiçbir ilgisi yok. Şimdi size nasıl bir ortamda anne olduğumdan, kendimi ve bebeğimi koruyacağım derken seyit onbaşına dönüşümden bahsedeceğim.


İnsan büyülü bir şey yaşayacak, etrafta pembe pembe bulutlar dönecek, etrafındaki dünya kendisinin ve bebeğinin huzuru için sessizce dönmeye başlayacak sanıyor anne olurken. Kimisi için de öyle oluyordur belki bir yerlerde bilemem.


Benim için doğurmaya hazırlandığım ve lohusalığımı yaşadığım ortamın hissini şöyle özetleyebilirim;


''Savaş alanın orta yerinde, üyesi olduğunu sandığın ordu da dahil olmak üzere tüm ordular tarafından saldırıya açık halde, yapayalnız silahsız ve zırhsız olmak gibi''


Hamileliğim boyunca doğumdan neredeyse hiç korkmadım, huzurlu bir doğum geçireceğimden nedense hep emindim. 

Sonra, doğuma bir ay kala, kendim ve bebeğim için hazırladığım dünyanın yıkılışı, takip eden ağır stres, yorgunluk, belirsizlik, yetersiz tıbbi yardım vs vs gibi sebeplerle elbette hiç de hayal ettiğim gibi bir doğum geçirmedim. 


Ancak yine de hala asıl zorluk bu değildi. Çünkü hayat bu, insanın içinde olabileceği her türlü durumu mümkün ve yaşanabilir görmeyi çok küçük yaşlarda öğrendim ve bu öğreti bana hayatta hep yardımcı oldu.


Benim içi asıl zorluk, kolaylıkla çok daha farklı olabilecek, herkesin ve her şeyin hayrına ve iyiliğine olabilecek şeylerin, insan mahlukunun egosu denen şey yüzünden öyle olamayışını ardı ardına izlemek oldu.


Bu neden benim için bir zorluk size şöyle açıklayayım. Dediğim gibi hayatta her an kendimizi her durumda bulabileceğimizi biliyor, kabul ediyor ve buna adapte olabiliyorum. Öyle ki adaptasyon hızımın zamanla epey arttığını ve bir sonraki aşamaya geçmekte gittikçe daha az zorlandığımı söyleyebilirim. Bu da beni durumların içinde sakin kalabilen ve dürtüsel davranmak yerine, benim için ve etrafımdakiler için en iyi çözüm ne diye duygularımın tesiri altında kalmadan düşünebilen ve ona göre hareket edebilen biri yapıyor. Yanlış anlamayın, demiyorum ki bunu her zaman başarıyor veya her zaman en doğru çözümü buluyorum. Beşer şaşar, elbette hata ettiğim de oluyor. Ama önemli olan, şaşsam da döndüğüm gerçeklik hep şu oluyor:


''olan oldu, şimdi doğru yol ne?''


ve bu farkındalığın arkasına hemen eylem koymaya çaba gösteriyorum çünkü eylemsiz farkındalık, farkıdalığın yokluğundan daha büyük bir cehennemdir. Kendiniz için de, etrafınız için de.


Dönüyorum zorluğa. Takdir edersiniz ki hayatını böyle yaşamaya çalışan birine farkındalığın eksikliği ayrı, varlığının eylem getirmeyişi ayrı çile olabilir. Hayatım boyunca, kendi hayatımın başrolü olabilmek için yalnızlığa yönelmek durumunda kaldım. Çünkü etrafımda hiç benim hayatımın, benim oluşunu kabul eden bir kalabalık olmadı. Zira bu kulakların ‘hayatındaki tüm kararları vermemize izin versen her şey daha iyi olurdu’ gibi cümleler duymuşluğu var. Fakat yine de kendim için doğurmak gibi, oğlum için dünyaya gelmek gibi mucizevi bir olayın ardından bir süreliğine de olsa kendi hayatımızın gerçekten sadece bizimle ilgili olabileceğine inanmıştım. Zira ikimiz de başka herhangi bir şeyle ilgilenemeyecek kadar büyük bir yaşam savaşı vermekteydik, hala da veriyoruz. Anladığınız üzere, süreç hiç sandığım gibi olmadı ve lohusalığım tamamen başkalarının tamamen tercih sebepli dramasının ortasında ateş hattında geçti. Bir noktada sadece hayatta kalabilmek için, kelimenin tam anlamıyla kaçarak uzaklaşmak zorunda kaldık.


Bu deneyimden, daha önce bilmediğim bir şey öğrenmedim. Fakat daha önce olmayan bir şey oldu;

Kendimi korumak için yeterince gösteremediğim tepkiyi, çocuğumu korumak için gösterebildiğimi farkettim hatta bunun anne olarak zaten sorumluluğum olduğunu. Kendimi başkalarının dramalarına kurban etmeyi neredeyse normalleştirmişken, çocuğumun bunu normalleştirmemesi için yapamayacağım hiçbir şey olmadığını farkettim. Anne olmanın benim için anlamını ve sorumluluklarını farkettikçe, yapabileceklerimi ve ne kadar da kolaylıkla yapabileceğimi gördükçe, benim için yapılmayanları farkettim. Çocuğumun kabul etmesini, idare etmesini, normal sanmasını istemediğim şeyleri ondan uzak tutmak, hayatta bunlarla karşılaşırsa kendini korumak adına takıması gereken tavrı ona öğretmek adına bunları önce benim yapıyor olmam gerektiğini kabul edip, eyleme koydum. 


‘’Toplum’’ en küçük aile birimlerinden oluşur ve ‘’topluma uyum sağlamak’’ adına bu en küçük birimler doğruyu yanlışı birbirine harmanlayıp ‘normal’ diye pazarlamaya başlarsa dalgaları nesiller boyu yayılacak ahlaki bozukluklar yaşamın her yerine sızmaya başlar. Ben ailemin ‘topluma uyum sağlaması’ gerektiğine inanmıyorum.

Ben ailemin, sağlıklı bir toplumun, faydalı bir besleyicisi olmak adına farkındalık ve ahlak ilkelerine uyum içinde yaşayan özgür bireylerden oluşması gerektiğine inanıyorum. Çocuğumu da ‘uyum sağla’ ‘yanlışa sus, boyun eğ, alttan al, ayıbı sakla, gizle, üstünü ört’ diyerek büyütmeyeceğim. Çocuklarımızın yanlışa ses çıkartabilen, susarak ayıba ortak olmayan bireyler olarak yetişmesi, sadece ve sadece bunu önce kendimiz yapmaktan geçiyor.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page